Batı AsyaDünya

Kitlesel Öldürücü Silahlar ve Washington ile Tel Aviv’in Çifte Standart Politikaları

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi, Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi üye devletlerinin 30. toplantısında yaptığı konuşmada, bölgede yaşananların sürekli savaşlar, saldırılar, soykırımlar ve israil rejiminin emperyalist yayılmacılığı olduğunu ve bunun doğrudan abd’nin desteği ve bazı avrupa ülkelerinin hoşgörüsü sonucu ortaya çıktığını vurguladı.

İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi, 26 Kasım Salı günü Hollanda’nın Lahey şehrinde düzenlenen Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi’nin 30. toplantısında, İran İslam Cumhuriyeti’nin bu silahların mağdurlarından biri olarak görüşlerini paylaştı.

Irakçi, Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi’nin (OPCW) açık ve net bir amaçla kabul edildiğini, bu amacın kitlesel öldürücü silahların korkunç etkilerinin tekrarını önlemek olduğunu belirtti. Bakan, sözleşmenin her türlü siyasi etki ve baskıdan bağımsız olarak görevini sürdürmesi gerektiğini ve israil rejiminin Batı Asya’da kitlesel öldürücü silahlardan arınmış bir bölge için önündeki tek engel olduğunu vurguladı.

Irakçi, İran’ın çeşitli vesilelerle ve resmi kanallar aracılığıyla, abd’nin sözleşmeye bağlılık konusundaki eksiklikleri veya gecikmeleri konusundaki endişelerini dile getirdiğini belirtti.

Bakan, abd’nin hâlâ öldürücü olmayan kimyasal silahlar geliştirmeye devam ettiğini ve resmi kaynaklara göre psikoaktif maddeler ve sentetik uyuşturucu temelli ajanları silahlandırma projelerini yürüttüğünü ifade etti.

Irakçi ayrıca, Birleşmiş Milletler ve temel ilkelerinin saldırı altında olduğunu vurguladı. Savaşların gelecekteki nesilleri yok etmesini önlemeyi garanti eden BM Şartı’nın 2. maddesi, sürekli olarak ihlal edilmekte ve bu ihlaller normalleşmektedir.

abd ve israil rejimi, uluslararası anlaşmalara uymayarak ve kitlesel öldürücü silah kapasitesini geliştirip sürdürerek Batı Asya’da güvensizlik ve silahlanma rekabetini artırmıştır. Bu davranışlar, bölgesel istikrarsızlık, güvenlik gerilimlerinin yükselmesi ve kitlesel öldürücü silahlardan arınmış bir bölge oluşturma çabalarının zayıflamasına yol açmaktadır.

abd ve israil rejimi, Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) çerçevesindeki yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmemekle suçlanmaktadır. israil rejimi hâlâ NPT’ye katılmamış ve nükleer cephaneliğini gizli tutmaktadır.

abd, psikoaktif maddeler ve öldürücü olmayan kimyasal ajanları silahlandırma projelerini yürütmektedir. israil ise nükleer cephaneliğe sahip olması ve şeffaflık eksikliği nedeniyle, kitlesel öldürücü silahlardan arınmış Batı Asya’nın önündeki başlıca engel olarak görülmektedir.

israil rejiminin Katar’a yönelik son saldırısı da dahil olmak üzere bölge ülkelerine yönelik saldırıları, yalnızca insani ve güvenlik krizleri yaratmakla kalmamış, abd’nin müttefiklerinin güvenliğini garanti etme konusundaki konumunu da zayıflatmıştır. Bu eylemler, Batı Asya’da bir istikrarsızlık dalgası yaratmış ve bölge ülkeleri tehditlere karşı askeri güç ve caydırıcılığı artırma yoluna gitmiştir.

abd ve israilin anlaşmalara uymaması, Kimyasal Silahların Yasaklanması Sözleşmesi (OPCW) ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) gibi uluslararası kurumların meşruiyetini sorgulanır hale getirmektedir. Kitlesel öldürücü silahların kullanımı veya kullanma tehdidi, sivillerin güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmektedir. israil, bölgede tek nükleer silah sahibi olarak bu hedefin gerçekleşmesinin önündeki başlıca engeldir.

abd ve israilin kimyasal silahlar ve kitlesel öldürücü silahlar konusunda sözleşmelere uymaması, yalnızca bölgesel güvenliği zayıflatmakla kalmamış, Batı Asya’da siyasi, askeri ve insani krizlerin artmasına da yol açmıştır. Temel çözüm, bağımsız ülkelerin direnişi ve uluslararası toplumun tüm aktörlerin küresel anlaşmalara bağlı kalması yönünde baskı uygulaması, böylece kitlesel öldürücü silahlardan arınmış bir Batı Asya yolunda ilerlemektir.

İlgili Makaleler