Dünya

Sseyyid Mücteba Hüseyni: Suriye’de Harcadığımızdan Daha Fazlasını Kazandık

Uzmanlar Meclisi üyesi Horasan Razavi temsilcisi Hüccetülislam Seyyid Mücteba Hüseyni, ISNA Yazı İşleri Ofisi’nde yaptığı konuşmada, Suriye’deki gelişmeler ve 12 Gün Savaşı’nın bölgesel etkileri üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu.

Hüseyni, Suriye meselesine dair şu ifadeleri kullandı:
“İran, Suriye’de harcadığından daha fazlasını kazandı. Tıpkı Saddam’ın İran’a saldırısı sırasında, İran’a askeri yardımda bulunan tek ülkenin Suriye olması gibi, bugün de biz Suriye’deki mücadeleden büyük kazanımlar elde ettik. Bu durum yalnızca askeri değil, stratejik ve siyasi boyutlarıyla da değerlendirilmeli.”

12 Gün Savaşı’nın Etkileri

Konuşmasında 12 Gün Savaşı’na geniş yer veren Hüseyni, bu savaşın yalnızca askeri bir çatışma olmadığını, aynı zamanda dünya kamuoyunun İran’a bakış açısını değiştirdiğini vurguladı:
“Bu savaş sırasında dünya, ezilen İran milletinin sesini duydu. İran tüm gücüyle kendini savundu ve bu meşru savunma hakkı, dünya ülkeleri tarafından tanındı. İsrail’in saldırıları ise uluslararası alanda daha fazla tepki topladı ve İsrail’in imajını ciddi şekilde zedeledi.”

Irak deneyimlerine de değinen Hüseyni, “Irak’ta on yıl yaşadım ve bu sürede Irak halkının vizyonunun ne kadar geliştiğini gözlemledim. 12 Gün Savaşı, özellikle Irak halkı arasında İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik eğilimin artmasına yol açtı. Bu savaşın ardından Iraklıların bir kısmı, Arbain yürüyüşünü İslam Cumhuriyeti adına gerçekleştirdiklerini ifade etti.” dedi.

Direniş ve Halkın Dayanışması

İran’ın uğradığı kayıpların çok ağır olduğuna dikkat çeken Hüseyni, şehit edilen komutanlar ve bilim insanlarının İran için büyük değer taşıdığını söyledi. Buna rağmen 12 Gün Savaşı’nı bir zafer olarak nitelendirdi:
“İsrail’in saldırısına 18 saat içinde cevap verdik. Eğer ilk anda karşılık verseydik, dünya İran’ın uğradığı zulmü göremezdi. Ancak doğru zamanda verilen yanıt, İran’ın haklılığını ortaya koydu ve uluslararası kamuoyunda kabul gördü.”

Hüseyni, düşmanın asıl hedefinin iç destekçiler aracılığıyla İran’da kaos yaratmak olduğunu, fakat bunun başarısızlıkla sonuçlandığını belirterek, “Bu savaş, halkı İslam Cumhuriyeti ile daha da bütünleştirdi. Tüm farklı gruplar, Amerika ve İsrail’i kınayarak tek ses oldu.” ifadelerini kullandı.

Küresel Güçler, Amerika ve Bölgesel Politikalar

Konuşmasında küresel güçlerin politikalarına da değinen Hüseyni, Amerika’nın Afganistan ve Irak’ta izlediği yıkıcı politikalara işaret etti:
“Amerika, Afganistan’a girdiğinde ülkeyi uyuşturucu merkezi haline getirdi. Helmand’ın suları afyon ekimi için kurutuldu ve bu durum halk arasında kanlı çatışmalara yol açtı. Hiçbir gelişme sağlanmadı. Aynı şekilde Irak’ta da ABD, halkın tüm varlıklarını kontrol ediyor. Irak’ın paraları Amerikan bankalarında tutuluyor ve bu durum Irak halkını çaresiz bırakıyor.”

Suriye örneğini hatırlatarak, “Orada görev yaparken Amerika’yı eleştirdiğimde, bazıları başlangıçta buna tepki gösteriyordu. Ancak bugün herkes Amerika’nın ulusları boyunduruk altına almaya çalışan bir güç olduğunu görüyor.” dedi.

Şii-Sünni Fitnesi ve Direniş Güçleri

Şii-Sünni çatışmasının dış güçlerin planlarının bir parçası olduğunu vurgulayan Hüseyni, General Kasım Süleymani’nin öncülüğünde Halk Seferberlik Güçleri’nin Irak’ta IŞİD’i büyük ölçüde bertaraf ettiğini hatırlattı:
“Ayetullah Sistani’nin fetvası ve Halk Seferberlik Güçleri’nin kurulmasıyla, iki yıl içinde Irak’ta IŞİD büyük oranda temizlendi. Bugün Irak halkı çok daha bilinçli ve direniş ruhunu kaybetmiş değil.”

Arbain Yürüyüşü ve Ulusların Birliği

Hüseyni, Arbain yürüyüşünün yalnızca dini bir etkinlik değil, aynı zamanda uluslararası bir birlik sembolü olduğuna işaret ederek, “Bu yürüyüş, İran ve Irak’ın ayrılmaz bir bütün olduğunu dünyaya gösterdi. Elbette bazı çevreler bu bağı koparmaya çalışıyor, ancak iki ulus arasındaki birlik giderek güçleniyor.” dedi.

Suriye, Lübnan ve Filistin Boyutu

İran’ın hiçbir ülkeye o hükümetin onayı olmadan asker göndermediğini vurgulayan Hüseyni, “Suriye’deki varlığımız da bu ilkeye dayalıdır. Biz orada yalnızca güvenlik değil, stratejik kazançlar da elde ettik. Ancak Esad yönetiminin iç savaştan sonra gerekli adımları atmaması, bazı sorunları beraberinde getirdi.” şeklinde konuştu.

Lübnan’daki Hizbullah’ın İran tarafından değil, Lübnan halkı tarafından kendi ülkesini savunmak amacıyla kurulduğunu ifade eden Hüseyni, “Bugün Hizbullah yalnızca askeri bir güç değil, halkın kalbinde yer edinen bir direniş hareketidir. İsrail’in tehditlerine rağmen, Seyyid Hasan Nasrallah’ın cenazesine Hristiyanlar da dahil toplumun her kesiminden büyük bir kalabalık katılmıştır. Bu, direnişin halk tabanındaki meşruiyetini gösterir.” dedi.

Sonuç

Hüseyni, konuşmasının sonunda İran’ın Suriye’deki varlığına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Suriye’de harcadığımızdan daha fazlasını kazandık. Bu, yalnızca maddi çıkarlarla açıklanamaz; stratejik, ideolojik ve siyasi kazanımlar da bu mücadelenin bir parçasıdır. İran, direniş cephesinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek hem kendi güvenliğini korumuş hem de bölgedeki dost ve müttefiklerine destek olmuştur. Bu süreçte İslam Cumhuriyeti, mazlumların güçlü olduğunu bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir.”

İlgili Makaleler