
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Çarşamba günü amerikan halkına bir mesaj göndererek, İran halkının amerika, avrupa veya komşu ülkeler de dahil olmak üzere diğer uluslara karşı hiçbir düşmanlık beslemediğini vurguladı.
Pezeshkian, çatışma yolunda devam etmenin her zamankinden daha maliyetli ve sonuçsuz olduğunu da sözlerine ekledi.
Aşağıda mesajın metni yer almaktadır:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
amerika birleşik devletleri halkına ve çarpıtılmış gerçekler ile uydurulmuş anlatılar selinin ortasında gerçeği aramaya ve daha iyi bir hayata özlem duymaya devam eden herkese:
İran, bu ismi, karakteri ve kimliğiyle insanlık tarihinin en eski kesintisiz medeniyetlerinden biridir. Çeşitli dönemlerdeki tarihi ve coğrafi avantajlarına rağmen, İran modern tarihinde hiçbir zaman saldırganlık, yayılmacılık, sömürgecilik veya egemenlik yolunu seçmemiştir. İşgale, istilaya ve küresel güçlerin sürekli baskısına katlanmasına ve birçok komşusuna karşı askeri üstünlüğe sahip olmasına rağmen, İran hiçbir zaman savaş başlatmamıştır. Yine de, kendisine saldıranları kararlılıkla ve cesurca püskürtmüştür.
İran halkı, amerika, avrupa veya komşu ülkeler de dahil olmak üzere diğer uluslara karşı hiçbir düşmanlık beslemez. Gurur dolu tarihleri boyunca tekrarlanan yabancı müdahaleler ve baskılar karşısında bile, İranlılar hükümetler ile yönettikleri halklar arasında sürekli olarak net bir ayrım yapmışlardır. Bu, İran kültüründe ve kolektif bilincinde derinden kök salmış bir ilkedir; geçici bir siyasi duruş değildir.
Bu nedenle, İran’ı bir tehdit olarak göstermek ne tarihsel gerçeklikle ne de günümüzdeki gözlemlenebilir olgularla tutarlıdır. Bu algı, güçlülerin siyasi ve ekonomik kaprislerinin bir ürünüdür; baskıyı haklı çıkarmak, askeri üstünlüğü korumak, silah endüstrisini sürdürmek ve stratejik pazarları kontrol etmek için bir düşman yaratma ihtiyacından doğar. Böyle bir ortamda, eğer bir tehdit yoksa, icat edilir.
Aynı çerçevede, amerika birleşik devletleri, en büyük sayıda askeri gücünü, üssünü ve askeri kapasitesini İran çevresinde yoğunlaştırmıştır; bu ülke, en azından amerika birleşik devletleri’nin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman savaş başlatmamıştır. Bu üslerden başlatılan son amerikan saldırıları, böyle bir askeri varlığın ne kadar tehdit edici olduğunu göstermiştir. Doğal olarak, bu tür koşullarla karşı karşıya kalan hiçbir ülke savunma kapasitesini güçlendirmekten vazgeçmez. İran’ın yaptığı ve yapmaya devam ettiği şey, meşru öz savunmaya dayalı ölçülü bir yanıttır ve hiçbir şekilde savaş veya saldırganlık başlatma anlamına gelmez.
İran ve amerika birleşik devletleri arasındaki ilişkiler başlangıçta düşmanca değildi ve İran ve amerikan halkları arasındaki ilk etkileşimler düşmanlık veya gerilimle lekelenmemişti. Ancak dönüm noktası, İran’ın kendi kaynaklarının millileştirilmesini engellemeyi amaçlayan yasadışı bir amerikan müdahalesi olan 1953 darbesiydi. Bu darbe, İran’ın demokratik sürecini sekteye uğrattı, diktatörlüğü yeniden kurdu ve İranlılar arasında abd politikalarına karşı derin bir güvensizlik yarattı. Bu güvensizlik, amerika’nın Şah rejimine verdiği destek, 1980’lerdeki dayatılan savaş sırasında Saddam Hüseyin’i desteklemesi, modern tarihin en uzun ve en kapsamlı yaptırımlarını uygulaması ve nihayetinde, müzakerelerin ortasında iki kez İran’a karşı sebepsiz askeri saldırılarla daha da derinleşti.
Ancak tüm bu baskılar İran’ı zayıflatmayı başaramadı. Aksine, ülke birçok alanda daha da güçlendi: okuryazarlık oranları üç katına çıktı – İslam Devrimi öncesinde yaklaşık %30 iken bugün %90’ın üzerine çıktı; yükseköğretim önemli ölçüde genişledi; modern teknolojide önemli ilerlemeler kaydedildi; sağlık hizmetleri iyileşti; ve altyapı geçmişle kıyaslanamayacak bir hız ve ölçekte gelişti. Bunlar, uydurma anlatılardan bağımsız, ölçülebilir ve gözlemlenebilir gerçeklerdir.
Aynı zamanda, yaptırımların, savaşın ve saldırganlığın dirençli İran halkının yaşamları üzerindeki yıkıcı ve insanlık dışı etkisinin de hafife alınmaması gerekir. Askeri saldırganlığın devam etmesi ve son bombalamalar, insanların yaşamlarını, tutumlarını ve bakış açılarını derinden etkiliyor. Bu, temel bir insan gerçeğini yansıtıyor: Savaş, yaşamları, evleri, şehirleri ve gelecekleri onarılamaz şekilde tahrip ettiğinde, insanlar sorumlulara karşı kayıtsız kalmayacaklardır.
Bu durum temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bu savaş amerikan halkının hangi çıkarlarına gerçekten hizmet ediyor? Bu tür davranışları haklı çıkaracak İran’dan gelen objektif bir tehdit var mıydı? Masum çocukların katledilmesi, kanser tedavisi ilaç tesislerinin imha edilmesi veya bir ülkeyi “taş devrine geri döndürmekle” övünmek, amerika birleşik devletleri’nin küresel konumuna daha fazla zarar vermekten başka bir amaca hizmet ediyor mu?
İran müzakereleri sürdürdü, bir anlaşmaya vardı ve tüm taahhütlerini yerine getirdi. Bu anlaşmadan çekilme, çatışmaya doğru tırmanma ve müzakerelerin ortasında iki saldırı eylemi başlatma kararı, abd hükümeti tarafından yapılan yıkıcı tercihlerdi; yabancı bir saldırganın yanılsamalarına hizmet eden tercihlerdi.
İran’ın enerji ve sanayi tesisleri de dahil olmak üzere hayati altyapısına saldırmak, doğrudan İran halkını hedef almaktadır. Savaş suçu teşkil etmesinin ötesinde, bu tür eylemlerin sonuçları İran sınırlarının çok ötesine uzanmaktadır. İstikrarsızlık yaratır, insani ve ekonomik maliyetleri artırır ve gerilim döngülerini sürdürerek yıllarca sürecek bir kızgınlık tohumu eker. Bu bir güç gösterisi değil; stratejik bir şaşkınlığın ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşamamanın işaretidir.
amerika’nın bu saldırganlığa israil’in vekili olarak, o rejimin etkisi ve manipülasyonu altında girdiği de doğru değil mi? israil’in, İran tehdidini uydurarak, Filistinlilere karşı işlediği suçlardan küresel dikkati başka yöne çekmeye çalıştığı doğru değil mi? israil’in şimdi İran’la son amerikan askerine ve son amerikan vergi mükellefi dolarına kadar savaşmayı hedeflediği, gayrimeşru çıkarlarının peşinde koşarken yanılsamalarının yükünü İran’a, bölgeye ve amerika birleşik devletleri’nin kendisine kaydırdığı açık değil mi?
“Önce amerika” gerçekten de bugün abd hükümetinin öncelikleri arasında mı?
Sizi, bu saldırganlığın ayrılmaz bir parçası olan yanlış bilgilendirme mekanizmasının ötesine bakmaya ve bunun yerine İran’ı ziyaret etmiş kişilerle konuşmaya davet ediyorum. İran’da eğitim görmüş ve şu anda dünyanın en prestijli üniversitelerinde ders veren, araştırma yapan veya Batı’daki en gelişmiş teknoloji firmalarına katkıda bulunan birçok başarılı İranlı göçmeni gözlemleyin. Bu gerçekler, size İran ve halkı hakkında anlatılan çarpıtılmış bilgilerle örtüşüyor mu?
Bugün dünya bir yol ayrımında. Çatışma yolunda devam etmek her zamankinden daha maliyetli ve sonuçsuz. Çatışma ve diyalog arasındaki seçim hem gerçek hem de önemli; sonucu gelecek nesillerin geleceğini şekillendirecek. Binlerce yıllık gururlu tarihi boyunca İran birçok saldırgana karşı direndi. Onlardan geriye sadece tarihte lekelenmiş isimler kaldı, İran ise dirençli, onurlu ve gururlu bir şekilde varlığını sürdürüyor.




